‘Dijital zorbalığa izin vermeyiz’

Hürriyet’in Kelebek ekinden Tülay Demir’e konuşan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, gündemle ilgili olarak görüşlerini açıkladı.
“Sosyal medya platformları terör örgütleri ve gayriahlâki grupların söylemleri için gösterdiği toleransı, bunları eleştiren paylaşımlara göstermiyor ne yazık ki. Bu platformların zihin ve değerler sömürüsüne asla izin vermeyeceğiz. Bu keyfiliğin ve cüretin her zaman karşısında olacağız” ifadelerini kullanan Altun, devamla şunları aktardı:

“DAHA ETKİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

Vatandaşımızın, milletimizin hakkını hukukunu her mecrada korumak kamu otoritesinin bir sorumluluğu. Sosyal medya bir suç mahalline dönüşmemeli. Ülkemize yönelik karalama kampanyaları ve vatandaşlarımızın kişilik haklarına yönelik saldırılar ile daha etkin mücadele edeceğiz.

İletişim Başkanı Altun, yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen sosyal medya şirketleriyle ilgili olarak şöyle konuştu:

YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMEZLERSE…

Temsilci atamayan sosyal ağ sağlayıcılarına yönelik “reklam yasağı” uygulaması geçen ay yürürlüğe girdi. Burada temsilci bulundurmayan, artık ülkemizden reklam da alamayacak. Temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcısı için yaptırımların, internet trafiği bant genişliğinin daraltılmasına kadar gideceği de ilgili kararda belirtiliyor. Buna gerek kalmadan bu platformlar tarafından gerekli adımların atılacağını umuyorum. Bizim buradaki tek derdimiz milletimizin, vatandaşlarımızın verilerini, gizliliğini ve haklarını korumak. Diğer taraftan, kendilerini “demokrasi ve ifade özgürlüğünün yegane mecrası” olarak sunan sosyal medya platformlarının siyasal ve sosyal meseleler de tarafsız olmadıklarını gördük, siyaset kurumunun ve millet temsilcilerinin sesini kısma girişimlerine şahit olduk. Bu, demokrasiye, millet iradesine ve ifade özgürlüğüne açık bir sansürdür ve asla kabul edilemez. Bu platformlar, terör örgütleri ve gayriahlaki grupları korumak için gösterdiği toleransı, bunları eleştiren paylaşımlara göstermiyor ne yazık ki. Bu platformların zihin ve değerler sömürüsüne asla izin vermeyeceğiz.

“BÖYLE BİR ÇİFTE STANDARDI KABUL ETMEYİZ”

Batılı ülkelerde lafını bile edemeyecekleri uygulamaları Türkiye’de hayata geçirmeye çalışmak tam anlamıyla zorbalıktır. Zaten bu yapıların Türkiye gibi ülkelere bakış açıları tam bir ikiyüzlülük örneğidir. İnsan hakları, özel hayatın gizliliği gibi konularda dünyada kimseye güven vermeyen bu medya araçlarının Türkiye’yi hangi kategoride gördükleri onların kendi sorunu ancak biz bu sınıflandırmaya müsaade etmeyeceğiz elbette. Böyle bir çifte standardı ne devlet olarak ne de millet olarak kabul ederiz. Zaten konu gündeme geldiğinde kamusal tepkimizin yanında toplumsal tepkimizi de herkes görmüş oldu.

Altun, “WhatsApp 8 Şubat olan güncelleme son tarihini tepkiler üzerine erteledi ama bildiğim kadarıyla konu tam olarak kapanmadı. Veri paylaşımı konusunda diretilirse sonuçları ne olur?” şeklindeki bir soruya şu yanıtı verdi:

8 Mart’ta da aynı şekilde bir uygulamayı hayata geçirmeye çalışırlarsa tepki yine aynı olacaktır. Çünkü vatandaşlarımızın kişisel verilerinin korunmasına ilişkin farkındalığı yüksek seviyede. Diğer taraftan bu gelişme, yerli dijital platformların öneminin daha iyi anlaşılmasına vesile oldu. Bu mecralardaki başarılı platformlarımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Bu sadece teknolojik bir mesele değil, ülkemizin güvenliği ve istikrarının korunması için de hayati bir gerekliliktir.

İşte Altun’un gündemin diğer konularıyla ilgili yaptığı açıklamalar:

“AB İLE DİYALOG ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE DAHA DA ARTACAK”

Esasen çalışmalar bizim açımızdan hiç durmadı. AB’nin bazı üye ülkelerinin çifte standartları yüzünden zaman kaybedilmiş olabilir ama biz Türkiye olarak “Ankara kriterlerini” sağlamak için durmaksızın çalışıyorduk. AB ile yeni süreçte bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü bir lider diplomasisi var şu anda. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanlığımızın temasları da söz konusu. Önümüzdeki günlerde AB ile diyalog daha da artacak.

Biz Türkiye olarak hiçbir zaman üzerimize düşeni yapmaktan kaçınmadık ve kaçınmayacağız. Türkiye-AB ilişkileri bazı üye ülkelerin dar çıkarlarına hapsedilemeyecek kadar stratejik önemdedir. AB’nin de bu gerçeğin farkında olarak yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Ayrıca AB tarafından verilen sözlerin de tutulmasını bekliyoruz.

“YENİ ANAYASA ÜLKEMİZE YENİ UFAKLAR AÇACAKTIR”

Cumhurbaşkanımızın liderliğinin en belirgin özelliği sürekli reformcu kimliğidir. Dünya değişiyor. Toplum sürekli yenileniyor. Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımız yeni bir hukuk ve ekonomi reformu için hazırlıkları başlatmıştı. Teknik çalışmalar belli bir seviyeye getirildi. Yakın bir zamanda bizzat Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılacak. Bu reform çalışmaları, temel hak ve özgürlükler ile ekonomide güven ikliminin güçlendirilmesi zemini üzerine inşa ediliyor. Böylece ekonomimizi güçlendirecek, demokrasimizin çıtasını yükselteceğiz. Diğer taraftan Sayın Cumhurbaşkanımız reform söylemini bir adım daha ileri taşıyarak yeni sivil bir Anayasa ihtiyacını tartışmanın da vaktinin geldiğini vurguladı. Yeni sivil bir Anayasanın ülkemize yeni ufuklar açacağına inanıyoruz.Bu çalışmaya da Cumhur İttifakının öncülük etmesi, bu ortaklığın ülkemiz için tarihi misyonuna işaret ediyor. Bölgesel ve küresel gücümüzü pekiştirmek için gereken bütün yapısal adımları hayata geçireceğiz. Yeni dönemde en önemli meselemiz reform ve yeni Anayasa olacak. Bu ülkemiz için bir zorunluluk. Bundan geri dönüş mümkün değil.

“DİYARBAKIR ANNELERİ, BENZERİ OLMAYAN BİR DİRENİŞ SERGİLİYOR”

Diyarbakır Anneleri, bugün dünyada örneği olmayan bir direniş sergiliyor. Tehditleri, dışlanmayı ve daha da net söyleyeyim, ölümü göze alıp orada çocukları için direniyorlar. Bunu yaparken dayandıkları tek güç ise anne yüreği… Devletimiz annelerimizi çocuklarına kavuşturmak için çalışırken, bize düşen bu annelerin seslerinin duyurulmasını sağlamak. Gerek ulusal medyada gerekse uluslararası medyada Diyarbakır Annelerinin feryadını, çocukları için verdikleri mücadeleyi duyurmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan terör örgütü PKK ve işbirlikçilerinin ipliğini pazara çıkaran çalışmaları milletimize ve dünya kamuoyuna sunuyoruz. Belgeseller ve diğer araçlarla konuyu yaygınlaştırmaya ve Diyarbakır Annelerini, onların mücadelelerini unutturmamaya çabalıyoruz. Her gün karşılaştığımız yoğun gündeme rağmen çocuklarını bekleyen annelerin sesini duyurmayı boynumuzun borcu görüyoruz.

“KÜÇÜK BİR GRUBUN RADİKAL GÖRÜŞLERİ BOĞAZİÇİ’NİN TAMAMINA MÂL EDİLMEMELİ”

Boğaziçi Üniversitesi’ne yasalara uygun şekilde Cumhurbaşkanımız tarafından bir rektör ataması yapıldı. Bu karar, bu üniversiteyi kendileri için “kurtarılmış bölge” görenleri rahatsız etti. Güya protesto için küçük ve radikal bir grup öğrenciyi sahaya sürdüler. Terör örgütü bağlantılı şahıslar protestolara üşüştü. Farklı siyasi partilerden bu yaygaraya balıklama atlayanlar oldu. Oysa Türkiye’de bugüne kadar bütün rektörler atanmıştır. Bu patırtıya çanak tutanlar bu gerçeği görmüyor. Ya da görüyorlar, biliyorlar ama her defasında bunu siyasi ranta, fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Önceki rektör atamalarında da benzer protestolar olduğunu gayet net hatırlıyoruz. Ancak burada eylemler terör örgütlerinin merkezi haline gelmeye başladı. Farklı terör örgütüne mensup kişilerin provokasyon için eylemlere katıldığı tespit edildi. İşin içine kutsal değerlerimize saldırı da girdi. Eylemlerde gözaltına alınan gençlerden birçoğu o üniversitenin öğrencisi bile değil. Sergiledikleri vandallıkla buradan bir Gezi çıkarmaya çalışanlar hiç kuşkusuz vardır. Türkiye’nin farklı şehirlerinde “Mesele Boğaziçi değil anlamadın mı” pankartı taşıttırılıyorsa insanlara, bunları kontrol eden, bu konuyu siyasallaştırıp muhalefetin bir oyuncağı haline getirmek isteyenler olduğunu görebiliriz. Ancak buna ne bu devlet ne bu millet müsaade eder. Boğaziçi Üniversitesi’nin sağduyu sahibi öğrencilerinin büyük çoğunluğunun bu protestolardan uzak durduğunu ve burada sergilenen vandallıkları kabul etmediğini gözardı etmeyelim. Biz üniversitelerimizin bilimsel, akademik, teknolojik başarılarıyla, araştırma, eğitim ve topluma hizmetleriyle gündeme gelmesini istiyoruz. Devletimiz bunun için bütün imkanları ve destekleri sağlamaya devam edecektir.
Gençlerimizi radikalizm ve terörizm tehlikesinden korumak, üniversitelerimizde huzurlu ve güvenli eğitim ortamları tesis etmek için çalışmayı sürdüreceğiz.